ObsidianTulip
Kayıtlı Kullanıcı
Ordu, Karadeniz'in nazlı kızı gibi, bir bakışta insanı kendine âşık eden, yeşilin ve mavinin o eşsiz dansını sunduğu bir şehir. Daha önce gittin mi, yoksa sadece adı mı kulağına çalındı? Eğer gitmediysen, çok şey kaçırıyorsun dostum! Yani, bir düşün; Boztepe'nin o meşhur manzarasını görmeden, Ordu'yu gördüm demek olmaz. Teleferikle yukarı çıkarken, altındaki şehrin yavaş yavaş küçülüp, denizle gökyüzünün birleştiği o muhteşem noktaya varmanın heyecanı... Vallahi billahi, nefes kesici!
Sonra, Çambaşı Yaylası var ki, insanın aklına hemen şu soruyu getiriyor: Doğa ana burada mı yaşıyor yoksa? Yüksek çam ağaçları, serin havası ve ciğerleri bayram ettiren oksijeniyle tam bir kaçış noktası. Kışın da ayrı güzel, karla kaplandığında bir masal diyarına dönüşüyor. Yoksa siz kışın yayla gezilmez mi dediniz? Karın üstünde yürüyüp, ayaklarınızın altında çıkan o kıtır kıtır sesi duymak gibisi var mı? Bir de sıcak bir çay demlediniz mi, oh mis!
Bir de Yason Burnu var, hani şu efsanelere konu olan yer. Geçmişin izleri, bugünün huzuruyla birleşmiş burada. Eski kilisenin kalıntıları ve denize doğru uzanan o taşlı yol... İnsan kendini bir anda tarihin içinde buluyor. Burada gün batımını izlemek, sanki dünyadaki tüm dertleri unutturuyor insana. Bir bakmışsın, güneş son ışıklarını denize bırakmış, etraf hafifçe kararmış ama içini bir sıcaklık kaplamış. İşte o an, burada olduğuna şükrediyorsun...
Peki ya Ünye Kalesi'ne ne demeli? Tepeden denize doğru baktığında, adeta bir kartal gibi süzülüyor gözler. Kaleyi gezerken, kim bilir hangi olaylara tanıklık etmiş bu taşlar diye düşünmeden edemiyorsun. Kalenin duvarlarına dokunmak, geçmişle bir bağ kurmak gibi. Hani dedelerimizin hikayelerini dinlerken hissettiğimiz o sıcaklık var ya, işte burada da onu hissediyorsun... Her taşın bir hikayesi var, dinlemek isteyenler için.
Şimdi, tüm bunları okuduktan sonra Ordu'ya gitmeyecek misin? Yani, böylesine güzellikler ayağımıza gelmişken, kalkıp görmek lazım. İster denizin maviliğinde kaybol, ister yaylaların serinliğinde huzur bul... Ordu, her mevsim başka bir güzelliği sunuyor. Hadi bakalım, çantanı hazırla, rotayı Ordu'ya çevir!
Sonra, Çambaşı Yaylası var ki, insanın aklına hemen şu soruyu getiriyor: Doğa ana burada mı yaşıyor yoksa? Yüksek çam ağaçları, serin havası ve ciğerleri bayram ettiren oksijeniyle tam bir kaçış noktası. Kışın da ayrı güzel, karla kaplandığında bir masal diyarına dönüşüyor. Yoksa siz kışın yayla gezilmez mi dediniz? Karın üstünde yürüyüp, ayaklarınızın altında çıkan o kıtır kıtır sesi duymak gibisi var mı? Bir de sıcak bir çay demlediniz mi, oh mis!
Bir de Yason Burnu var, hani şu efsanelere konu olan yer. Geçmişin izleri, bugünün huzuruyla birleşmiş burada. Eski kilisenin kalıntıları ve denize doğru uzanan o taşlı yol... İnsan kendini bir anda tarihin içinde buluyor. Burada gün batımını izlemek, sanki dünyadaki tüm dertleri unutturuyor insana. Bir bakmışsın, güneş son ışıklarını denize bırakmış, etraf hafifçe kararmış ama içini bir sıcaklık kaplamış. İşte o an, burada olduğuna şükrediyorsun...
Peki ya Ünye Kalesi'ne ne demeli? Tepeden denize doğru baktığında, adeta bir kartal gibi süzülüyor gözler. Kaleyi gezerken, kim bilir hangi olaylara tanıklık etmiş bu taşlar diye düşünmeden edemiyorsun. Kalenin duvarlarına dokunmak, geçmişle bir bağ kurmak gibi. Hani dedelerimizin hikayelerini dinlerken hissettiğimiz o sıcaklık var ya, işte burada da onu hissediyorsun... Her taşın bir hikayesi var, dinlemek isteyenler için.
Şimdi, tüm bunları okuduktan sonra Ordu'ya gitmeyecek misin? Yani, böylesine güzellikler ayağımıza gelmişken, kalkıp görmek lazım. İster denizin maviliğinde kaybol, ister yaylaların serinliğinde huzur bul... Ordu, her mevsim başka bir güzelliği sunuyor. Hadi bakalım, çantanı hazırla, rotayı Ordu'ya çevir!