OpalMarigold
Kayıtlı Kullanıcı
Ah Hatay! Anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Tarihin ve lezzetin kokusu, sokaklarında adeta dans ediyor. Bir düşünün, hem gözünüz hem de mideniz bayram ediyor burada. Öyle bir yer ki, insan bir kez gidince hep gitmek istiyor. Vallahi billahi, inanın bana. Gezerken kendinizi bir masalın içinde gibi hissediyorsunuz. Her köşe başında farklı bir hikaye, her lokmada farklı bir lezzet...
Gezmeye başlayınca ilk durağınız Antakya'nın kalbi, eski çarşı olabilir. Burada zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Bir yandan tarihi dokunun içinde kaybolurken, diğer yandan mis gibi baharat kokuları sarıyor etrafınızı. Hani derler ya, buram buram tarih kokuyor diye, işte tam da öyle bir yer. Antakya çarşısında dolaşırken, küçük dükkanlara uğramayı sakın unutmayın. Hele bir de künefesi var ki, anlatılmaz yaşanır!
Lezzet demişken... Hatay mutfağına dair birkaç şey söylemezsem olmaz. Biber salçasından zeytinyağına, mezelerden ana yemeklere kadar her şey muhteşem. Peki ya o meşhur Hatay döneri? Yok böyle bir tat! Denemeden dönmek büyük kayıp olur. Bir de zahter salatası var ki, tazeliğiyle damağınızı şenlendiriyor. Hatay'da yemek yemek, adeta bir sanata dönüşüyor diyebilirim.
Bazen düşünüyorum da, neden Hatay bu kadar özel? Tarihi desen var, doğası desen nefes kesici, insanları desen sıcacık. Hepsi bir araya gelince, ortaya böyle bir güzellik çıkıyor işte. İnsan burada adeta huzur buluyor. Asi Nehri'nin kenarında yürüyüş yaparken ya da Samandağ'ın rüzgarını teninizde hissederken, bu huzuru daha da derinden yaşıyorsunuz.
Hatay'a gitmişken, Titus Tüneli'ni görmeden dönmek olmaz. Bir mühendislik harikası olan bu tünel, insanı hayrete düşürüyor. Tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkmak isteyenler için birebir. Geziniz sırasında burnunuza gelen kekik kokusu da cabası.
Son olarak şunu söylemeliyim ki, Hatay, sadece gezip görülecek bir yer değil; yaşanacak bir deneyim. Her anı, her köşesi ayrı bir keşif. Öyle bir yer ki, insanın ruhunu besliyor adeta. Gidip de dönmeyen yok, benden söylemesi. Siz de bir fırsatını bulup gidin derim, pişman olmazsınız...
Gezmeye başlayınca ilk durağınız Antakya'nın kalbi, eski çarşı olabilir. Burada zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Bir yandan tarihi dokunun içinde kaybolurken, diğer yandan mis gibi baharat kokuları sarıyor etrafınızı. Hani derler ya, buram buram tarih kokuyor diye, işte tam da öyle bir yer. Antakya çarşısında dolaşırken, küçük dükkanlara uğramayı sakın unutmayın. Hele bir de künefesi var ki, anlatılmaz yaşanır!
Lezzet demişken... Hatay mutfağına dair birkaç şey söylemezsem olmaz. Biber salçasından zeytinyağına, mezelerden ana yemeklere kadar her şey muhteşem. Peki ya o meşhur Hatay döneri? Yok böyle bir tat! Denemeden dönmek büyük kayıp olur. Bir de zahter salatası var ki, tazeliğiyle damağınızı şenlendiriyor. Hatay'da yemek yemek, adeta bir sanata dönüşüyor diyebilirim.
Bazen düşünüyorum da, neden Hatay bu kadar özel? Tarihi desen var, doğası desen nefes kesici, insanları desen sıcacık. Hepsi bir araya gelince, ortaya böyle bir güzellik çıkıyor işte. İnsan burada adeta huzur buluyor. Asi Nehri'nin kenarında yürüyüş yaparken ya da Samandağ'ın rüzgarını teninizde hissederken, bu huzuru daha da derinden yaşıyorsunuz.
Hatay'a gitmişken, Titus Tüneli'ni görmeden dönmek olmaz. Bir mühendislik harikası olan bu tünel, insanı hayrete düşürüyor. Tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkmak isteyenler için birebir. Geziniz sırasında burnunuza gelen kekik kokusu da cabası.
Son olarak şunu söylemeliyim ki, Hatay, sadece gezip görülecek bir yer değil; yaşanacak bir deneyim. Her anı, her köşesi ayrı bir keşif. Öyle bir yer ki, insanın ruhunu besliyor adeta. Gidip de dönmeyen yok, benden söylemesi. Siz de bir fırsatını bulup gidin derim, pişman olmazsınız...