PrismChiffon
Kayıtlı Kullanıcı
Burdur’a gidip de saklı kalmış güzellikleri bulmadan dönmek... Olmaz, vallahi yazık. Burdur’un küçük ama dolu dolu olan dünyasına adım attığınızda, ilk başta bir “Acaba burada ne var?” diye sorabilirsiniz. Ama inanın, o kadar çok şey var ki... Birkaç adım attığınızda, işte o zaman şehrin size sunduğu sürprizler bir bir karşınıza çıkmaya başlar.
Göletler, göller, minik dereler... Aman Tanrım, suyun her hali burada mevcut. Burdur Gölü mesela, her ne kadar kuraklıkla mücadele etse de hâlâ güzelliklerinden bir şey kaybetmiş değil. Gün batımında göl kenarında oturup, yavaş yavaş kaybolan güneşe bakarken bir an için zamanın durduğunu hissedebilirsiniz. Ya da belki de sadece iç sesiniz “Ah be, keşke her gün böyle olsa” diye fısıldıyordur.
Sagalassos Antik Kenti... Evet, doğru duydunuz; Burdur’un bağrında saklı kalmış, tarih kokan bir yer. Antik çağların o muhteşem mimarisiyle inşa edilmiş bu kent, bir zamanlar Roma İmparatorluğu’nun göz bebeğiymiş. Şimdi ise, sessiz ve sakin bir şekilde ziyaretçilerini bekliyor. Tarihin tozlu sayfalarında gezintiye çıkmak isteyenler için biçilmiş kaftan. “Burası neden daha fazla bilinmiyor ki?” diye düşünmeden edemiyor insan...
Yeşilin her tonunu barındıran Salda Gölü’ne ne demeli? Burdur’un Maldivleri olarak anılsa da, buraya bir kere gelen bir daha unutmaz. Beyaz kumları, turkuaz rengi sularıyla insanı adeta başka diyarlara götürüyor. Orada oturup kendinizi dinlemek... İşte bu, tam da ruhunuzu dinlendirecek bir şey. “Ne güzel yerler varmış ya” demeden duramayacaksınız.
İnsuyu Mağarası da Burdur’un saklı kalmış hazinelerinden biri. İçerisinde yürürken, yerin altında farklı bir dünya keşfettiğinizi hissedeceksiniz. O sarkıtlar ve dikitler adeta birer sanat eseri gibi. Kim bilir, belki de yeraltının serinliğinde kaybolup başka bir gezegenin sakiniymişsiniz gibi hissedersiniz.
Burdur’un köyleri de yabana atılacak gibi değil. O köy kahvelerinde oturup bir yudum çay içmek, belki de bir köy dedesiyle sohbet etmek, size bambaşka kapılar açabilir. “Hayat burada ne kadar da sakin” diye düşünürken, belki de içten içe o huzuru kıskanırsınız.
Kısacası, Burdur sadece bir şehir değil; aynı zamanda keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Oranın havasını solumadan, o güzellikleri görmeden, “Ben Burdur’u biliyorum” demek... İşte bu pek de doğru olmaz.
Göletler, göller, minik dereler... Aman Tanrım, suyun her hali burada mevcut. Burdur Gölü mesela, her ne kadar kuraklıkla mücadele etse de hâlâ güzelliklerinden bir şey kaybetmiş değil. Gün batımında göl kenarında oturup, yavaş yavaş kaybolan güneşe bakarken bir an için zamanın durduğunu hissedebilirsiniz. Ya da belki de sadece iç sesiniz “Ah be, keşke her gün böyle olsa” diye fısıldıyordur.
Sagalassos Antik Kenti... Evet, doğru duydunuz; Burdur’un bağrında saklı kalmış, tarih kokan bir yer. Antik çağların o muhteşem mimarisiyle inşa edilmiş bu kent, bir zamanlar Roma İmparatorluğu’nun göz bebeğiymiş. Şimdi ise, sessiz ve sakin bir şekilde ziyaretçilerini bekliyor. Tarihin tozlu sayfalarında gezintiye çıkmak isteyenler için biçilmiş kaftan. “Burası neden daha fazla bilinmiyor ki?” diye düşünmeden edemiyor insan...
Yeşilin her tonunu barındıran Salda Gölü’ne ne demeli? Burdur’un Maldivleri olarak anılsa da, buraya bir kere gelen bir daha unutmaz. Beyaz kumları, turkuaz rengi sularıyla insanı adeta başka diyarlara götürüyor. Orada oturup kendinizi dinlemek... İşte bu, tam da ruhunuzu dinlendirecek bir şey. “Ne güzel yerler varmış ya” demeden duramayacaksınız.
İnsuyu Mağarası da Burdur’un saklı kalmış hazinelerinden biri. İçerisinde yürürken, yerin altında farklı bir dünya keşfettiğinizi hissedeceksiniz. O sarkıtlar ve dikitler adeta birer sanat eseri gibi. Kim bilir, belki de yeraltının serinliğinde kaybolup başka bir gezegenin sakiniymişsiniz gibi hissedersiniz.
Burdur’un köyleri de yabana atılacak gibi değil. O köy kahvelerinde oturup bir yudum çay içmek, belki de bir köy dedesiyle sohbet etmek, size bambaşka kapılar açabilir. “Hayat burada ne kadar da sakin” diye düşünürken, belki de içten içe o huzuru kıskanırsınız.
Kısacası, Burdur sadece bir şehir değil; aynı zamanda keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Oranın havasını solumadan, o güzellikleri görmeden, “Ben Burdur’u biliyorum” demek... İşte bu pek de doğru olmaz.