MaroonTulip
Kayıtlı Kullanıcı
Güneydoğu Anadolu Bölgesi, tarih ve kültürün iç içe geçtiği, adeta bir zaman kapsülü gibi. İnsan, oraya gidip de kendini tarihin derinliklerinde kaybolmuş hissetmez mi? Tabii ki hisseder. Diyarbakır’ın surları mesela, öyle bir şey ki; taşların arasından bile tarih akıyor sanki. Bir de o meşhur karpuzları var ya hani, insanın aklını başından alır. Ama sadece karpuz yok, daha neler neler var...
Peki ya Gaziantep? Ah, Antep’in baklavaları diyorum, başka da bir şey demiyorum. Yani, bir tatlı bu kadar mı cennetten gelmiş gibi olur? İnsan 'yedikçe yiyesim var' diyor. Ama sadece baklava değil, Zeugma Mozaik Müzesi de var. Gidip de o mozaiklerin büyüsüne kapılmamak elde mi? Sanmıyorum.
Şanlıurfa’ya bir yolculuk yapalım şimdi. Balıklıgöl’ün kıyısında otururken, balıklarla göz göze gelmek... Evet, doğru duydunuz, balıklarla göz göze gelmek. Efsanelerle dolu bir yer burası. Ve tabii ki Göbeklitepe. İnsanlık tarihini baştan yazdıran bir yer. İnsan 'niye buraya daha önce gelmedim ki' diye sormadan edemiyor.
Mardin, taşın sanata dönüştüğü şehir desem, abartmış olur muyum? Zannetmiyorum. Mezopotamya’ya bakan o taş evler, bir masal diyarındaymışsınız gibi hissettirir. Daracık sokaklarında yürürken, zamanın durduğunu hissedebilirsiniz. Bir de yöresel yemekleri var ki, yani insan 'yemelere doyamam' diyor. Kebaplarından bahsetmiyorum bile, o kadar diyeyim size.
Adıyaman’daki Nemrut Dağı’na çıkmak, bir nevi zaman yolculuğu yapmak gibi. O devasa heykellerin arasında, güneşin doğuşunu izlemek... İnsan kendini bir film sahnesinde gibi hissedebilir. Ve tabii ki Kommagene Krallığı’nın izlerini sürmek de ayrı bir macera.
Güneydoğu Anadolu, her köşesinde bir hazine saklıyor. Sıradan bir gezi değil bu, adeta bir keşif yolculuğu. İnsan 'bu kadar güzelliği bir arada bulmak mümkün mü?' diye düşünmeden edemiyor. Çünkü her adımda yeni bir hikaye, yeni bir manzara... Kısacası, bu bölge, gezgin ruhların adeta mabedi gibi.
Peki ya Gaziantep? Ah, Antep’in baklavaları diyorum, başka da bir şey demiyorum. Yani, bir tatlı bu kadar mı cennetten gelmiş gibi olur? İnsan 'yedikçe yiyesim var' diyor. Ama sadece baklava değil, Zeugma Mozaik Müzesi de var. Gidip de o mozaiklerin büyüsüne kapılmamak elde mi? Sanmıyorum.
Şanlıurfa’ya bir yolculuk yapalım şimdi. Balıklıgöl’ün kıyısında otururken, balıklarla göz göze gelmek... Evet, doğru duydunuz, balıklarla göz göze gelmek. Efsanelerle dolu bir yer burası. Ve tabii ki Göbeklitepe. İnsanlık tarihini baştan yazdıran bir yer. İnsan 'niye buraya daha önce gelmedim ki' diye sormadan edemiyor.
Mardin, taşın sanata dönüştüğü şehir desem, abartmış olur muyum? Zannetmiyorum. Mezopotamya’ya bakan o taş evler, bir masal diyarındaymışsınız gibi hissettirir. Daracık sokaklarında yürürken, zamanın durduğunu hissedebilirsiniz. Bir de yöresel yemekleri var ki, yani insan 'yemelere doyamam' diyor. Kebaplarından bahsetmiyorum bile, o kadar diyeyim size.
Adıyaman’daki Nemrut Dağı’na çıkmak, bir nevi zaman yolculuğu yapmak gibi. O devasa heykellerin arasında, güneşin doğuşunu izlemek... İnsan kendini bir film sahnesinde gibi hissedebilir. Ve tabii ki Kommagene Krallığı’nın izlerini sürmek de ayrı bir macera.
Güneydoğu Anadolu, her köşesinde bir hazine saklıyor. Sıradan bir gezi değil bu, adeta bir keşif yolculuğu. İnsan 'bu kadar güzelliği bir arada bulmak mümkün mü?' diye düşünmeden edemiyor. Çünkü her adımda yeni bir hikaye, yeni bir manzara... Kısacası, bu bölge, gezgin ruhların adeta mabedi gibi.